Aşkî Kadîm, XV. yüzyılda yaşamış divan şairlerinden biridir. İstanbul’un fethinden sonra şehre yerleşen ilk şairler arasında yer aldığı bilinmektedir. Ancak aslen nereli olduğu, doğum ve ölüm tarihleri hakkında kesin bilgiler bulunmamaktadır. Şiirleri günümüze ulaşmış olmakla birlikte, edebî bakımdan güçlü ve özgün kabul edilmez. Dönemin kaynakları, şiirlerinin soğuk ve değersiz olduğunu açıkça belirtmektedir.
Buna rağmen Aşkî Kadîm, dönemin büyük padişahının dikkatini çekmeyi başarmış ve onun özel ilgisini kazanmıştır. Bu ilgi sayesinde İstanbul’da yüz akçe yevmiye ile bir görev almış, yani düzenli ve yüksek bir gelir elde etmiştir. Bu durum, onun oldukça rahat ve varlıklı bir hayat sürdüğünü göstermektedir Daily Ephesus Tours.
Dönemin Şairleri Arasındaki Yeri
Aşkî Kadîm’in çağdaşı olan bazı şairler, onun bu yükselişini hak edilmiş bir başarı olarak görmemiştir. Onu kıskanan edebiyatçılar, sahip olduğu makam ve rahat hayatı yeteneğine değil, talihinin açıklığına bağlamışlardır. Bu düşünceyi yansıtan bir beyit de dönemin tezkirelerinde yer almıştır. Bu beyitte, Aşkî’nin şiirinin kötü olduğu, fakat yıldızının parlak olduğu ifade edilerek ince bir alay yapılmıştır.
Bu durum, Osmanlı edebiyat çevrelerinde yetenek kadar sarayla kurulan ilişkilerin ve talihin de ne kadar önemli olduğunu göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Aşkî Kadîm, edebî gücüyle değil, daha çok bu yönüyle hatırlanan bir isim olmuştur.
Aşk-ı Memnu: Türk Romanında Bir Dönüm Noktası
Aşk-ı Memnu, Türk edebiyatında modern romanın öncülerinden sayılan Halid Ziya Uşaklıgil’in en önemli eserlerinden biridir. Yazarın kendisinin de en çok beğendiği roman olarak bilinir. Eser, İstanbul’da yaşayan seçkin bir ailenin hayatını ve yaşadıkları dramatik olayları konu alır. Olaylar büyük ölçüde Boğaziçi’nde geçer.
Romanın Başkahramanları ve Aile Hayatı
Romanın merkezinde yer alan Adnan Bey, zengin, kibar, yakışıklı ve orta yaşlı bir adamdır. Genç yaşta eşini kaybettikten sonra bütün sevgisini iki çocuğuna adamıştır. Kızı Nihal, annesizliğin acısını kardeşi Bülent ve babasına duyduğu derin sevgiyle hafifletmeye çalışır. Bu sevgi, onun iç dünyasındaki boşluğu bir ölçüde doldurur.
Adnan Bey’in Boğaziçi’ndeki yalısında; uşaklar, lalalar ve mürebbiyelerle kalabalık ama düzenli bir aile hayatı sürülmektedir. Ailenin yaşamı huzurlu, temiz ve estetik bir çerçeve içinde devam eder. Adnan Bey, sık sık çocuklarını sandala bindirerek Boğaziçi’nde gezintiye çıkarır; bu geziler aile bağlarını daha da güçlendirir.
Hikâyenin Dönüm Noktası
Bu sakin ve düzenli hayat, bir gün Firdevs Hanım ve ailesiyle karşılaşmalarıyla değişmeye başlar. Firdevs Hanım, Göksu çevresinde tanınmış, gösterişli bir ailenin mensubudur. Bu karşılaşma, romanın temel çatışmalarını ve trajik gelişmelerini başlatan ilk adım olur.