Aşkî Efendi Son Meddahlardan Biri

Aşkî Efendi, Osmanlı’nın son dönem meddahları ve orta oyunu sanatçıları arasında yer alan önemli fakat yeterince tanınmayan bir isimdir. Onun sanat hayatına dair bilgilerimizin büyük bir kısmı, merhum Sermed Muhtar Alus’un İstanbul Ansiklopedisi için kaleme aldığı notlardan gelmektedir. Bu notlar, hem Aşkî Efendi’nin sanat anlayışını hem de dönemin eğlence kültürünü anlamamız açısından çok kıymetlidir.

Kahvehanelerde Meddahlık Geleneği

Sermed Muhtar Alus’un aktardığına göre Aşkî Efendi, özellikle kış gecelerinde İstanbul’un çeşitli kahvehanelerinde meddahlık yapmıştır. Divanyolu’ndaki Arif Kahvesi, Beyazıt’taki Merkez Kahvesi ve Vezneciler’deki Şems Kahvesi, onun sıkça sahne aldığı mekânlardandır. Ancak zamanla Karagöz ve meddahlık sanatının eski parlak günlerini kaybetmesi, Aşkî Efendi’nin de hayatını zorlaştırmıştır Walking Tours Ephesus.

Bu durum nedeniyle Aşkî Efendi, büyük ve tanınmış kahvehanelerden uzaklaşarak daha çok kenar semt kahvelerinde dolaşmaya başlamıştır. Hikâye ve fıkralarını anlattıktan sonra, elinde bir tabakla dinleyicilerden bahşiş topladığı bilinmektedir. Bu durum, meddahlık sanatının eski itibarlı konumunu yavaş yavaş kaybettiğini de açıkça göstermektedir.

Sanat Anlayışı ve Kendine Bakışı

Aşkî Efendi, devrinin en ünlü meddahlarından Sürûrî seviyesine ulaşamadığını kendisi de kabul ederdi. Sürûrî için, “Eşsiz bir sanatkârdır, bazı taklitlerine hayranım” dediği aktarılır. Naşid hakkında ise, “Meddah değil, daha çok mukallittir; ama isterse meddahlık da yapabilir” diyerek ölçülü bir değerlendirme yapmıştır.

Aşkî Efendi’nin repertuvarı oldukça genişti. En az iki yüz hikâye, üç yüzden fazla monolog ve tekerleme bildiği söylenir. En sevdiği hikâyeler arasında şunlar yer alır: Portakala Yahudi, Şirret Dudu ile Belalı Bıçkın, Sulukule Kavgası, Ramazan Beyin Ahretliği, Süleymaniye Batakhanesi ve Acemin Şal Satması.

Orta Oyunundaki Başarısı

Aşkî Efendi, yalnızca meddahlıkta değil, orta oyununda da başarılıydı. Özellikle Salcı Hacı Abbas rolüyle büyük beğeni toplardı. Bu rolde sırtına menevişli kumaştan bir entari, başına siyah bir Acem papağı giyerdi. Avucunu yanağına dayayarak, o dönemde çok sevilen ve İsfahan makamında bestelenmiş şu türküyü söylerdi:

İsfahan’da bir kuyu var,

İçinde tatlı suyu var,

Her güzelin bir huyu var,

Ne yaman Acem güzeli!

Gazete İlanlarında Aşkî Efendi

O dönemde kahvehane sahipleri, meddah gösterilerini duyurmak için gazetelere ilan verirlerdi. 27 Kânunusani 1306 tarihli Sabah gazetesinde yayımlanan bir ilanda Aşkî Efendi için şu ifadelere yer verilmiştir:

“Lâleli’de Yeşiltulumba’da Süleyman Efendi’nin kıraathanesinde meddah Aşkî Efendi tarafından şayan-ı temaşa garip hikâyeler ve latifeler icra kılınacaktır…”

Aşkî Efendi, şöhreti sınırlı kalmış olsa da, geleneksel Türk seyirlik sanatlarının son temsilcilerinden biri olarak büyük bir kültürel değere sahiptir. Onun hayatı ve sanatı, meddahlığın yavaş yavaş sahneden çekildiği bir dönemin canlı tanıklığıdır.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top