Eski İstanbul meyhanelerinde her görev için ayrı bir kişi bulunurdu. Bunlardan biri de ateşçi ya da halk arasında kullanılan adıyla ateş oğlanı idi. Ateşçinin temel görevi, meyhaneye gelen müşterilerin içtikleri tütün çubuklarını yakmaktı. Günümüzde oldukça sıradan görülebilecek bu iş, o dönem meyhane kültürünün önemli bir parçasıydı. Ateşçiler yalnızca hizmet eden kişiler değil, aynı zamanda meyhanelerin dikkat çeken simaları arasında yer alırlardı City Tours Istanbul.
Ateş Oğlanlarının Seçimi
İstanbul’un büyük ve ünlü gedikli meyhanelerinde görev yapan ateşçiler özenle seçilirdi. Genellikle genç, güler yüzlü, yakışıklı ve düzgün görünümlü delikanlılar bu iş için tercih edilirdi. Büyük ve tanınmış meyhanelerde çalışan ateş oğlanları, müşterilerin ilgisini çekecek şekilde özel olarak giydirilirdi.
Başlarına mavi püsküllü kırmızı Cezayir fesi takarlar, uzun kaküllerini fesin altından kaşlarına doğru bırakırlardı. Üzerlerinde sırma işlemeli kırmızı kadife veya çuha cepken bulunurdu. Beyaz gömleklerinin kolları dirseğe kadar sıvanır, bellerine kırmızı kuşak bağlanırdı. Altlarına yine sırma işlemeli kırmızı şalvar giyer, ayaklarına ise kırmızı kadife işlemeli takunyalar geçirirlerdi. Bu gösterişli kıyafetler, meyhanelerin renkli atmosferine ayrı bir canlılık katardı.
Sakız ve İmroz’dan Gelen Ateşçiler
Dönemin kaynaklarına göre ateş oğlanlarının büyük bölümü Rum gençlerinden oluşurdu. Özellikle güzellikleriyle ün kazanmış olan Sakız ve İmroz adalarından getirilen delikanlılar tercih edilirdi. Bu gençler hem zarif görünümleri hem de nazik davranışlarıyla meyhane müşterilerinin beğenisini kazanırlardı.
Bu nedenle ateşçiler zaman zaman halk şiirlerine ve manilere de konu olmuşlardır. İsmi bilinmeyen bir şairin, Sakız Adası’ndan gelen bir ateşçi için söylediği şu dörtlük buna örnek gösterilir:
Şimşir nalınlı, aynalı tavan,
Ateş oğlanı bir Sakızlı yosma.
Hâk-i pâyin olduk ey peri peyker,
Ayağını dininin naz ile basma.
Bu dizeler, dönemin edebiyatında ateş oğlanlarının ne kadar ilgi gördüğünü göstermektedir.
Meyhane Kültüründe Ateşçinin Önemi
Ateşçi yalnızca çubuk yakmakla görevli olsa da meyhane düzeninin vazgeçilmez kişilerinden biriydi. Müşteri çubuğunu doldurduğunda sadece “Ateş!” diye seslenmesi yeterli olurdu. Ateşçi hemen elindeki kor veya köz ile gelir, çubuğu birkaç saniye içinde yakardı. Bu hızlı hizmet, meyhanelerde alışılmış bir düzen hâline gelmişti.
O yıllarda kibrit yaygın olmadığı için ateşin hazır bulunması önemliydi. Bu yüzden ateşçinin görevi küçük görünse de müşterilerin keyfini kesintiye uğratmadan sürdürmesini sağlayan önemli bir hizmet olarak kabul edilirdi.
Ateşçi Üzerine Anlatılan Fıkra
Eski İstanbul’da ateşçilerle ilgili anlatılan en meşhur hikâyelerden biri şöyledir:
Her akşam meyhaneye gidip içki içen bir delikanlı varmış. Bir gün annesi oğluna şöyle demiş:
“Evladım, seni içkiden vazgeçiremeyeceğimi biliyorum. Hiç olmazsa meyhaneye gitme, ne yapacaksan evde yap.”
Delikanlı annesini kırmamak için o akşam meze ve içkisini alıp eve gelmiş. Annesi de çok sevinmiş ve oğluna güzel yemekler hazırlamak için mutfağa geçmiş.
Bir süre sonra delikanlı birkaç kadeh içmiş, ardından çubuğunu doldurmuş. Fakat ateşi olmadığını fark etmiş.
“Anne, bana biraz ateş getir!” diye seslenmiş.
Annesi:
“Tamam oğlum, hemen getiriyorum.” demiş.
Ancak mutfakta bir işi bitmeden diğerine başlamış. “Pilavı indireyim, çorbanın tuzunu koyayım, yemeği hazırlayayım.” derken uzun zaman geçmiş. Delikanlı ise elinde çubukla ateşi beklemeye devam etmiş.
Sonunda sabrı tükenmiş, şişesini eline alarak yeniden meyhaneye gitmek üzere kapıya yönelmiş.
Annesi şaşkınlıkla:
“Yine mi meyhaneye gidiyorsun?” diye sormuş.
Delikanlı gülümseyerek şu cevabı vermiş:
“Anneciğim, ben meyhaneye bunun için gidiyorum. Orada çubuğumu doldurup sadece ‘Ateş!’ dediğim anda ateşçi oğlan ‘Geliyor!’ diye seslenir ve birkaç saniye içinde ateşi önümde bulurum.”
Eski İstanbul Yaşamının Küçük Ayrıntıları
Ateşçiler bugün tamamen unutulmuş mesleklerden biridir. Ancak eski İstanbul’un sosyal hayatına bakıldığında, onların yalnızca çubuk yakan görevliler olmadığı anlaşılır. Giyimleri, davranışları ve hızlı hizmetleriyle meyhanelerin vazgeçilmez bir parçası olmuş, hatta halk edebiyatına ve şehir fıkralarına konu olacak kadar tanınmışlardır.
Bu küçük ayrıntılar, eski İstanbul’un gündelik yaşamını ve meyhane kültürünü anlamak açısından önemli bilgiler sunmaktadır. Günümüzde böyle bir meslek kalmamış olsa da ateşçiler, Osmanlı döneminin şehir hayatında kendilerine özgü bir yer edinmiş ve İstanbul’un renkli kültürel mirası içinde unutulmaz figürlerden biri olarak hatırlanmıştır.