D14

D14, D24, D32, D44

Atatürk’ün Hastalığına Dair Bir Hatıra

Bu metin, Atatürk’ün tedavisinde görev alan doktorlardan biri olan Prof. Dr. M. Kemal Öke’nin bir mülakatına dayanmaktadır. Bu mülakat, dönemin önemli dergilerinden birinde yayımlanmış ve Atatürk’ün hastalığı ile son günlerine dair değerli bilgiler sunmuştur. Profesör, önce Atatürk ile ilgili hatıralarını anlatmış, daha sonra onun tedavi sürecinin başladığı günleri ayrıntılı şekilde dile getirmiştir. Bu anıları anlatırken yüz ifadesinin değiştiği, Atatürk’ün büyüklüğünü anlatırken gözlerinde derin bir hayranlık olduğu, ancak hastalık günlerini anlatırken büyük bir hüzne büründüğü ifade edilmiştir.

Tedavi Sürecinin Başlangıcı

Prof. Dr. M. Kemal Öke, o günlerde Suadiye’de evinde bulunduğunu ve bir telefon aldığını söylemiştir. Telefonda, ertesi gün sabah saat dokuzda sarayda bulunması gerektiği kendisine bildirilmiştir. Bu haber üzerine gece

D14, D21, D34, D41

18 Temmuz 1932 – İtalyan Filosu Kumandanı ile Görüşme

18 Temmuz 1932’de Gazi Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’da üç gündür bulunan İtalyan filosu kumandanını Yalova’da kabul etmiştir. Bu görüşme, Türkiye’nin uluslararası ilişkilerdeki diplomatik yaklaşımını ve misafir devletlerle olan temaslarını göstermektedir. Gazi, konuklarına yakın ilgi göstermiş ve dostane ilişkilerin geliştirilmesine önem vermiştir.

31 Temmuz 1932 – İstanbul’dan Saray Ziyaretleri

31 Temmuz günü, Ertuğrul Yalı’ndan Yalova’dan İstanbul’a dönmüşlerdir. Önce Beylerbeyi Sarayı’nda kısa bir süre dinlenmiş, ardından Dolmabahçe Sarayı’na geçerek resmi işlerini takip etmiştir. Bu ziyaretler, hem istirahat hem de resmi görevlerin yürütülmesi amacı taşımaktadır Walking Tours Ephesus.

2 Ağustos 1932 – Boğazi

D14, D21, D35, D44

Işıklar İçinde Bir Gece Denizden İstanbul Manzarası

Havai Fişekler ve Işık Gösterileri

Gece boyunca havai fişekler atılıyor, çanak meşaleler yakılıyor ve çeşitli fişekler patlatılarak gökyüzü aydınlatılıyordu. Projektörlerin güçlü ışıkları etrafı adeta gündüz gibi aydınlatıyor, deniz ve sahil ışıklar içinde kalıyordu. Bu görkemli ışık gösterileri, törene katılanlara unutulmaz bir gece yaşatıyordu.

Hamidiye gemisinin bandosu marşlar çalarken, bazı vapurlardan bando müziği, bazılarından ise ince saz ezgileri yükseliyordu. Müzik, ışık ve tezahüratlar bir araya gelerek büyük bir şenlik havası oluşturmuştu. Gündüz yapılan törene katılan Seyrisefain’in büyük vapurları ile büyük ticaret gemileri de birer ikişer Dolmabahçe Sarayı açıklarına gelerek demirlemişti Daily Sofia Tour.

D14, D24, D31, D44

Tarihi An Öncesi Büyük Heyecan

İstasyonda bulunan herkesin gözü, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın çıkacağı vagona çevrilmişti. Kalabalık nefesini tutmuş gibiydi. Herkes aynı anda aynı yöne bakıyor, o büyük anı kaçırmamak için dikkatle bekliyordu. Gazi’yi ilk gören olmak değil, onu ilk selamlayanlardan biri olmak arzusu yüzlerde açıkça okunuyordu. Uzun süren bekleyişin ardından, trenin pencerelerinden birinde hareketlilik fark edildi.

Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Görünüşü

Ve nihayet… İşte o an gelmişti. Son asrın en büyük mucizesi olarak görülen Gazi Mustafa Kemal Paşa, pencerenin önünde belirdi. Üzerinde siyah bir redingot, ayağında parlak siyah iskarpinler ve boynunda beyaz çizgili koyu renkli bir kravat vardı. Altın sarısı saçları ve vakur duruşu, onu gören herkes üzerinde derin bir etki bıraktı

D14, D31, D45

Nurullah Ataç’ın Hayatı ve Edebî Kişiliği

Öğretmenlik ve Gazetecilik Yılları

Nurullah Ataç, bir dönem lise düzeyinde Fransızca öğretmenliği görevine atanmıştır. Öğretmenliğinin yanı sıra günlük yazı dünyasına da adım atmış ve Akşam gazetesinde yazmaya başlamıştır. Bu gazetede yayımlanan ve kısa sürede ilgi gören yazıları, “Sohbet” başlığı altında toplanmıştır. Ancak Dil İnkılâbı’ndan sonra Ataç, yazı başlığını “Konuşma” olarak değiştirmiştir. Bu değişiklik, onun dile verdiği önemin ve sade Türkçe konusundaki hassasiyetinin bir göstergesidir.

Çeviri Çalışmaları ve Edebî Cesareti

Nurullah Ataç, çeviri alanında da büyük bir cesaret göstermiştir. Hiç tereddüt etmeden, dili ve anlatımı son derece zor kabul edilen Gustave Flaubert’in Madame Bovary adlı eserini ve Stendhal’in Kırmızı ve Siyah romanını Türkçeye çevirmiştir. Bu eserler, ciddi

D14, D25, D32, D43

Doç. Dr. Fahri Atabey’in Zeynep Kâmil Hastanesi’ndeki Çalışmaları

Doç. Dr. Fahri Atabey, 1952 yılından itibaren Zeynep Kâmil Hastanesi’nde görev yapmaya başlamıştır. 1860 yılında kurulmuş olan bu köklü hastanenin, çağın gerisinde kalmış yapısını yenilemek için yoğun çaba göstermiştir. Onun öncülüğünde hastane restore edilmiş, fiziki şartları iyileştirilmiş ve modern tıp anlayışına uygun bir sağlık kurumu hâline getirilmiştir. Bu çalışmalar, Zeynep Kâmil Hastanesi’nin yalnızca İstanbul için değil, tüm ülke için önemli bir ana ve çocuk sağlığı merkezi olmasını sağlamıştır.

Ana ve Çocuk Sağlığına Katkıları

Doç. Dr. Fahri Atabey, 1953 yılında Zeynep Kâmil Ana ve Çocuk Sağlığını Koruma Cemiyeti’ni kurmuştur. Bu cemiyet aracılığıyla hastaneye büyük katkılar sağlanmıştır. Cemiyetin girişimleri sayesinde hastaneye 200 yataklı bir çocuk hastalıkları pavyonu ile 150 yataklı bir kadın hastalıkları pavy

D14, D23, D32, D43

Sağ Duvardaki Resimler

Bu bölümün sağ duvarında, Tevfik Fikret’in kendi eliyle yaptığı üç önemli resim yer almaktadır. Bunlardan ilki, eşi Fatma Nâzime Hanımefendi’nin portresidir. Portre, sade anlatımı ve duygulu ifadesiyle dikkat çeker. İkinci eser, Âşiyan civarında Boğaziçi’nin bir görünüşünü yansıtan yağlı boya bir peyzajdır. Bu tablo, renk uyumu ve ışık kullanımıyla tereddütsüz bir sanat eseri olarak kabul edilir. Üçüncü resimde ise, bir çam ağacının altında oturan çarşaflı bir hanım görülür. Bu figürün de şairin eşi olduğu bilinmektedir. Resim, hem doğayla insan arasındaki ilişkiyi hem de dönemin gündelik yaşamını yansıtır Private Ephesus Tours.

Öğrencilik Yıllarından Bir Hatıra

Bu bölümde yer alan eserler arasında, Tevfik Fikret’in henüz Galatasaray Sulta

D14, D24, D33, D41

Hanın Cevabı ve Misafirperverliği

Mektup okunduktan sonra içindeki mesaj anlaşılınca, Han saygı ve samimiyetle şöyle dedi:
“İnşallah Yüce Allah yardım ederse ve bana ömür verirse, Kayser ülkesinin padişahının veziri, kardeşim sayılan o yüce kişiye bu ay içinde bin deve yüklü Yezdanbaş kervanı ve bir o kadar da şütürbaş kervanı göndereceğim. Başım ve gözüm üstüne.”

Sonra bana dönerek, “Hoş geldin, safalar getirdin; yüzün ak, gelişin hayırlı olsun, ömrümün sevinci, gözümün nurusun.” diyerek büyük bir samimiyet gösterdi. Diz dize oturduk, içten ve hoş sözlerle uzun uzun sohbet ettik. Ardından zengin bir ziyafet hazırlandı.

Ziyafet ve Hediyeler

Yemekten sonra buhur (koku) ve gül suyu saçıldı. Ardından Erzurum Veziri Defterdarzâde Mehmed Paşa’nın gönderdiği hediyeleri takdim ettim. Elimdeki hediyeler arasında inci tespih, çârkab okluğu (ok torbası), Ceneviz ve Venedik kumaşla

Scroll to Top