D41

D11, D25, D32, D41

Gökyüzünden ve Denizden Saygı

Bir yanda martılar, diğer yanda kuşlar Zafer gemisinin üzerinde uçarken tabutun üzerine çiçekler bırakıyordu. Kalbi yaralı İstanbullular, kara, deniz ve hava orduları ile büyük bir saygı gösterisi düzenlediler. Şehrin iki kıyısı, Avrupa ve Asya yakaları, hınca hınç doluydu; kalabalığın yoğunluğuna, matem duygusuna karşı koyamayacağı, adeta eriyip yok olacağı izlenimi veriyordu.

Cenazenin Gemilere Alınması

Saat 13.27’de Zafer, Yavuz gemisine yanaştı. Yavuz’un zabitanı ve efradı selam vaziyetindeydi. Önce Büyük Millet Meclisi üyeleri cenazeyi gemiye aldı, ardından denizcilerimizin elleri üzerinde tabut, mor kadifelerle hazırlanan sehpanın üzerine konuldu. Yavuz’dan atılan bir top, Marmara’nın engin ufuklarında yankılandı. Bu sırada dost ülkelerden gelen gemiler de top atarak büyük lidere son saygılarını gösterdi

D12, D23, D34, D41

İlk Ponksiyon ve Başarılı Müdahale

Doktor Fisenjer de yapılan teklifin uygun olduğunu kabul etti. Ben de zaten hazırlıklarımı bu ihtimale göre yapmış, gerekli bütün tıbbi araç ve düzenlemeleri önceden hazırlamıştım. Yapılan ponksiyon işlemi son derece doğal bir şekilde ve hastaya fazla acı vermeden gerçekleştirildi. İşlem sırasında yaklaşık on buçuk kilo kadar sıvı alındı. Bu müdahale, Atatürk’ün nefes almasını kolaylaştırmış ve onu belirgin şekilde rahatlatmıştır.

İşlem sonrasında Atatürk derin bir nefes alarak büyük bir rahatlama hissettiğini ifade etti ve “Oh, çok rahat ettim.” diyerek memnuniyetini dile getirdi. Alınan sıvı şişelere aktarılırken dikkatle inceliyor, merak ettiği noktaları soruyordu. Sıvının görünümü hakkında bilgi almak istemiş ve bunun vücut içinde nasıl biriktiğini anlamaya çalışmıştır. Doktorlar da ona kullanılan ince iğneyi göstererek işlemin nasıl yapıldığını sade bir dille açıkla

D14, D21, D34, D41

18 Temmuz 1932 – İtalyan Filosu Kumandanı ile Görüşme

18 Temmuz 1932’de Gazi Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’da üç gündür bulunan İtalyan filosu kumandanını Yalova’da kabul etmiştir. Bu görüşme, Türkiye’nin uluslararası ilişkilerdeki diplomatik yaklaşımını ve misafir devletlerle olan temaslarını göstermektedir. Gazi, konuklarına yakın ilgi göstermiş ve dostane ilişkilerin geliştirilmesine önem vermiştir.

31 Temmuz 1932 – İstanbul’dan Saray Ziyaretleri

31 Temmuz günü, Ertuğrul Yalı’ndan Yalova’dan İstanbul’a dönmüşlerdir. Önce Beylerbeyi Sarayı’nda kısa bir süre dinlenmiş, ardından Dolmabahçe Sarayı’na geçerek resmi işlerini takip etmiştir. Bu ziyaretler, hem istirahat hem de resmi görevlerin yürütülmesi amacı taşımaktadır Walking Tours Ephesus.

2 Ağustos 1932 – Boğazi

D15, D23, D32, D41

Fener Alayı ve Dolmabahçe Önlerinde Işık Şöleni

Fener alayına katılan kayıklar, sandallar, motorlar ve benzeri küçük deniz araçları, büyük bir özenle hazırlanmıştı. Bu küçük tekneler bayraklarla, defne dallarıyla süslenmiş; cam ve rengârenk kâğıt fenerlerle aydınlatılmıştı. Akşamın ilerleyen saatlerinde hepsi bir araya gelerek Haliç’te toplanmış ve görkemli bir manzara oluşturmuşlardı. Liman Kumandanlığı’nın sağladığı güvenlik ve düzen sayesinde alay, belirlenen güzergâh boyunca düzenli bir şekilde hareket etmiştir.

Deniz Üzerindeki Geçit Töreni

Fener alayına katılan tekneler, köprüden çıktıktan sonra sırasıyla liman dairesi, Seyr-i Sefain binası ve Kabataş sahilini takip ederek Dolmabahçe Sarayı önlerine doğru ilerlemişlerdir. Bu geçiş sırasında deniz üzerindeki hareketlilik, izleyenler için hem heyecan verici hem de görsel açıdan etkileyici bir şölen niteliği taşımıştır. Işıklarla süsle

D13, D25, D34, D41

Bekleyişin Uzayan Dakikaları

Saat ona yaklaşıyordu. Ancak trenden hâlâ kesin bir haber gelmemişti. Kalabalık giderek artıyor, herkesin gözü kulağı istasyondan gelecek bir işaretteydi. Nihayet iki dakika sonra, heyecanı daha da artıran bir haber kulaktan kulağa hızla yayıldı:
Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın treni, Derbent İstasyonu’nda kısa bir gecikme yaşamıştı.

Bu haber, bekleyen kalabalıkta ne bir huzursuzluk ne de bir dağılma yarattı. Aksine, herkes biraz daha sabırla ve aynı coşkuyla beklemeye devam etti.

İzmit Halkının Coşkusu

İzmit halkı, omuz omuza öyle sıkı bir şekilde toplanmıştı ki adım atmak bile güçleşmişti. Güneş yakıcıydı, hava sıcaktı; fakat kimse bunu umursamıyordu. Herkesin aklında tek bir düşünce vardı: Kurtarıcıyı, Gazi’yi görmek. Yüzlerde yorgunluk değil, sevinç okunuyordu. Saatler geçtikçe zaman sanki yavaşlıyor, her dakika insanlara bir yıl kadar uzun g

D13, D21, D32, D41

Bir Aydının Günlük Hayatından İzler

Nurullah Ataç, nereye giderse gitsin yanında tıklım tıklım kitap ve kâğıt dolu bir çanta taşırdı. Bu çanta, onun düşünce dünyasının bir parçası gibiydi. Şapkasının altından taşan bir tutam perçemi, koluna çoğu zaman asılı duran bastonu ve kendine özgü duruşu ile hemen fark edilirdi. Kulaktan atma gözlükleri sevmez, daha çok kelebek gözlük kullanmayı tercih ederdi. Dış görünüşüyle bile bir aydın olduğunu belli eden bu ayrıntılar, onun kişiliğini tamamlayan unsurlardı.

Yazı Disiplini ve Çalışma Alışkanlığı

Ataç, yazılarını standart boyutlu kâğıtlara yazardı. Çantasından çıkardığı hokka ve kalemiyle çalışır, yazı sırasında büyük bir dikkat ve özen gösterirdi. Hem eski hem de yeni harflerle yazdığı yazılar, adeta inci dizisi gibi düzenli ve temizdi. Müsveddelerinde karalanmış, üstü çizilmiş satırlara neredeyse hiç rastlanmazdı. Çünkü

D13, D23, D34, D41

Atabek Hanı’nın Konumu ve Tarihçesi

Atabek Hanı, İstanbul’un Eminönü ilçesi sınırları içinde yer almaktadır. Yapı, günümüzde Şehinşah Pehlevî Caddesi olarak bilinen eski Yenipostahane Caddesi ile Fındıkçı Remzi Sokağı’nın kesiştiği köşede bulunmaktadır. Atabek Hanı’nın bulunduğu yerde eskiden Saralı Hanı yer almaktaydı. Bu han, ünlü manifatura tüccarı Ata Refik Atabek tarafından 1932 yılında satın alınmış ve binanın adı Atabek Hanı olarak değiştirilmiştir.

Yangın ve Yeniden İnşa Süreci

1939 yılında hanın içinde çıkan büyük bir yangın sonucu yapı tamamen yanarak kullanılamaz hâle gelmiştir. Yangının ardından, 1940–1941 yılları arasında Fevzi Atabek tarafından yeniden yaptırılmıştır. Yeni bina, dönemin tanınmış mimarlarından Pistikos’a inşa ettirilmiştir. Böylece günümüzde bildiğimiz Atabek Hanı ortaya çıkmıştır

D13, D22, D35, D41

Şairin Yazı Masası ve “Şiir Tahtı”

Salonun sağ tarafındaki çıkıntının önünde, Tevfik Fikret’in büyük yazı masası ile onun deyim yerindeyse “şiir tahtı” sayılabilecek geniş ve rahat koltuğu yer alır. Bu koltuk, şairin uzun saatler boyunca oturup düşündüğü, yazdığı ve hayal kurduğu özel bir mekânın merkezindedir. Eskiden şilte ve yastıklarla döşenmiş olduğu anlaşılan koltuk, bugün sade bir hâlde sergilenmektedir. Üzerinde yalnızca küçük bir meşin yastık bulunmaktadır. Buna rağmen koltuk, hâlâ şairin varlığını hissettiren güçlü bir etki taşır.

Yazı masası ise son derece zarif ve kullanışlıdır. Oldukça geniş olan bu masa, üzerinde çok sayıda evrakı rahatça taşıyabilecek şekilde tasarlanmıştır. Masanın orta kısmı Mısır hasırı ile kaplanmıştır; bu ayrıntı hem estetik hem de işlevsel bir tercih olarak dikkat çeker

D14, D24, D33, D41

Hanın Cevabı ve Misafirperverliği

Mektup okunduktan sonra içindeki mesaj anlaşılınca, Han saygı ve samimiyetle şöyle dedi:
“İnşallah Yüce Allah yardım ederse ve bana ömür verirse, Kayser ülkesinin padişahının veziri, kardeşim sayılan o yüce kişiye bu ay içinde bin deve yüklü Yezdanbaş kervanı ve bir o kadar da şütürbaş kervanı göndereceğim. Başım ve gözüm üstüne.”

Sonra bana dönerek, “Hoş geldin, safalar getirdin; yüzün ak, gelişin hayırlı olsun, ömrümün sevinci, gözümün nurusun.” diyerek büyük bir samimiyet gösterdi. Diz dize oturduk, içten ve hoş sözlerle uzun uzun sohbet ettik. Ardından zengin bir ziyafet hazırlandı.

Ziyafet ve Hediyeler

Yemekten sonra buhur (koku) ve gül suyu saçıldı. Ardından Erzurum Veziri Defterdarzâde Mehmed Paşa’nın gönderdiği hediyeleri takdim ettim. Elimdeki hediyeler arasında inci tespih, çârkab okluğu (ok torbası), Ceneviz ve Venedik kumaşla

Scroll to Top