K25

K11, K25, K32, K41

Atatürk Heykelinin Özellikleri

Atatürk Heykeli, Sarayburnu’nda yer almakta ve mermer bir kaide üzerine oturtulmuştur. Kaide, geniş bir mermer platformun ortasındadır. Platformun etrafı, bodur mermer sütuncuklarla çevrilmiş ve bu sütuncukların üzerine tunçtan arabesk oymalı başlıklar yerleştirilmiştir. Heykele ulaşmak için platforma döşeli iki küçük mozaik yoldan girilmektedir. Bu yolların açıklıkları, birer zincirle kapanmıştır.

Ne yazıktır ki, bu sütun başlıklarından iki tanesi çalınmış, zincirler de hırsızlar tarafından yok edilmiştir. Hatta zincirlerin bağlı olduğu küçük bronz plaklar da yerinden sökülmüş ve yerine basit teller gerilmiştir. Bu durum vandalizm olarak değerlendirilebilir. İstanbul Ansiklopedisi, çalan ve çaldıran kişiler kadar, bu zararı önlemeyen yetkilileri de eleştirmektedir. Heykelin önünde tellerin bulunması, ziyaretçilerin estetik zevkini bozmakta ve eserin görkemini azaltmaktadır

K15, K25, K31, K43

Atatürk’ün Cenaze Töreni Saraydan Caddeye Taşınışı

Merasim, komutan Fahrettin Altay önderliğinde başladı. Sarayın yan bahçesinden ön bahçeye geçildiğinde, Atatürk’ün en yakın dostları büyük ölüyü hürmetle selamladılar. Merdivenlerin ön basamağında Kuleli Askeri Lisesi öğrencisi Çoban Mustafa dimdik durarak selam verdi. Gözlerinden yaşlar süzülen Mustafa, 17 milyon kişiden biri olarak Atasına son kez veda ediyor ve onu selamlıyordu.

Saraydan çıkılırken, Dolmabahçe Sarayı’nın tarihi saat kulesi saat dokuz buçuğu gösteriyordu. İstanbul’un yıllardır bağrında misafir ettiği bu büyük insan, son kez saray kapısından çıkarılıyordu. Dolmabahçe’nin büyük kapısından iki hademe ellerindeki süpürgelerle kapıyı temizleyerek eski bir milli geleneği yerine getirdi. Kapının iki kanadı, gözyaşlarıyla kapandı.

Alay hareket etmeye başladı. Caddede önde bir atlı polis kıtası bulunuyordu. Ardından süvari birlikleri ve alay sancağı eşliğinde piyade

K15, K25, K35, K44

Atatürk’ün 1937 Şark Seyahati

5 Haziran 1937 tarihinde Atatürk, İzmir Vapuru ile Trabzon’a doğru İstanbul’dan hareket etmiş ve Şark seyahatine başlamıştır. Bu yolculuk sırasında Atatürk, Türkiye’nin Doğu ve Karadeniz bölgelerindeki gelişmeleri yerinde görmek ve incelemelerde bulunmak amacıyla çeşitli şehirleri ziyaret etmiştir.

Trabzon ve İstanbul Ziyaretleri

13 Haziran 1937’de Atatürk, Trabzon’dan İzmir Vapuru ile İstanbul’a dönmüştür. Yolculuk sırasında vapur Kavaklar’dan geçerken askerî merasimle selamlanmış, halk büyük bir coşkuyla sahil boyunca toplanmıştır. Ayrıca, havadan Sabiha Gökçen’in tayyare akrobasi gösterileri ile Atatürk’e selam göndermesi seyahate ayrı bir renk katmıştır. Bu sırada vapura Zafer Torpidosu refakat etmiştir. Boğaziçi halkı yalıların pencerelerinden ve sahil boyunca mendil ve bayraklarla Atatürk’ü selamlamıştır.

Aynı gün İstanbul’a gelen B

K11, K25, K33, K45

Reisi Cumhur’un Eylül 1929 İstanbul ve Yalova Ziyaretleri

Sarayda Günlük Çalışmalar ve Kabul Törenleri

5–10 Eylül 1929 tarihleri arasında Reisi Cumhur, Dolmabahçe Sarayı’ndaki dairelerinde yoğun bir şekilde meşgul olmuş ve çoğunlukla saraydan dışarı çıkmamıştır. 10 Eylül günü, Fransız edebiyatçısı ve Napolyon’un generallerinden Murat’ın torunu olan Prenses Murat, sarayda Gazi tarafından kabul edilmiştir. Prenses Murat, Gazi’yi yakından görmek arzusunu Paris Sefiri Fethi Bey aracılığıyla iletmiş ve Reisi Cumhur bu talebi memnuniyetle karşılamıştır. Bu kabul, diplomatik ilişkilerin sıcak ve samimi bir şekilde yürütüldüğünün göstergesidir.

Şişli Sıhhat Yurdu Ziyareti

11 Eylül 1929 akşamı, Gazi otomobille Şişli Sıhhat Yurdu’nu ziyaret etmiştir. Burada biraz rahatsız olan hastaların muayenesine katılmış, onların durumlarını yakından incelemiş ve ilgilerini bizzat göstermiş

K13, K25, K34, K41

Harbiye Mektebi ve Ana Caddelerdeki Süslemeler

Mekteb-i Harbiye, bu büyük gün münasebetiyle son derece özenli bir biçimde süslenmiştir. Binanın cephesine anlamlı bir yazı asılmıştır. Bu yazıda, “Harbiye Mektebi, manevi ve mukaddes varlığın timsali olan büyük Başkumandanını ebedî bir hürmetle selâmlar” ifadeleri yer almıştır. Bu sözler, askerî mektebin Gazi’ye duyduğu bağlılığı ve saygıyı güçlü biçimde yansıtmıştır.

Büyükdere yolu boyunca da birçok zafer takı inşa edilmiştir. Özellikle Dolmabahçe Sarayı önündeki takı zafer, zarafeti ve ihtişamı ile dikkat çekmiştir. Elektrikle aydınlatılan bu takın üzerinde büyük harflerle “Hoş geldiniz” yazısı yer almış ve geceleri de görkemli bir manzara oluşturmuştur.

Haliç ve Liman Bölgesindeki Donanma

Haliç’te iki yaka tamamen süslenmiştir. Sahiller bayraklarla, ışıklarla ve çeşitli süslerle donatılmıştır. Musevi ve Rum cemaatleri d

K12, K25, K33, K44

Atâ Tarihi Osmanlı Tarihinin Kıymetli Kaynağı

Atâ Tarihi, Osmanlı saray hayatını, padişahları, şehzadeleri ve Enderun’dan yetişmiş şairleri konu alan önemli bir tarih kitabıdır. Eserin orijinal kıymetli bölümlerinden biri üçüncü cildidir.

Dördüncü cilt, 322 sahifeden oluşur ve Osmanlı padişahlarının, şehzadelerinin ve Enderun’dan yetişmiş şairlerin seçilmiş şiirlerini içerir. Bu bölüm, hem edebî hem de tarihî açıdan büyük bir değer taşır ve Osmanlı kültür hayatına ışık tutar.

Beşinci cilt ise 432 sahifedir. Bu cilt, Osmanlı padişahlarının isimlerine göre Türkiye tarihinin özetini sunar ve dördüncü cilde ek olarak manzum ve mensur parçaları içerir. Atâ Tarihi’nin kaç nüsha basıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Babıâli ve Beyazıt kitapçılarında nadiren rastlanan eserlerden biri, döneminde 90-100 lira arasında alıcı bulmaktaydı

K14, K25, K32, K43

Çingenelere Uygulanan Ata Binme Yasağı

Osmanlı döneminde, çingenelerin ata binmesi ve at beslemesi yasaklanmıştı. Bu yasak yalnızca İstanbul’a özgü kalmamış, Hüdâyin Rumeli gibi diğer bölgelere de uygulanmıştır. Fermanlarda yasak sebebi olarak, atlı çingenelerin yollara ve dağ yollarına çıkarak fesat ve suç işledikleri gösterilmiştir. Bu önlem, hem toplum düzenini korumak hem de çingenelerin karışıklık çıkarmasını engellemek amacıyla konulmuş bir uygulamaydı. Yasaklara uymayanlar cezalandırılır ve eşek ya da arabaya binmeleri zorunlu tutulurdu Jeep Safari Bulgaria.

Dr. Galip Ataç Hekim ve Münevver

Dr. Galip Ataç, 1880 yılında İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Babası, Hammer’in Osmanlı Tarihi adlı eseri Osmanlıcaya çevirerek büyük bir başarı kazanmış ve “Hammer Mütercimi” lakabını hak etmiştir. Ataç, aydın

K11, K25, K34, K42

Ataaykut ve Gazete Satıcıları

Sol koltuğunun altındaki gazeteleri taşırken, gövdesini yana doğru hafifçe kıvıran küçük bir çocuk, İstanbul’un günlük hayatının renkli sahnelerinden birini oluşturuyordu. Kırmızı çubuklu beyaz mintanı, güneşle aydınlanan yüzü ve yalın ayaklarıyla çocuk, şehrin taş, toprak ve asfalt sokakları üzerinde adeta bir tablo gibi yürüyordu. Onun bu hareketi, Alîmed Bülend gibi gözlemcilerin de dikkatini çekmiş ve yazıya dökülmüştü.

Bir şiirsel anlatımla Bülend, çocuğun yalın ayaklarını ve gövdesindeki ince kıvraklığı şöyle betimliyordu:

“Yalın ayaklarının altında asfalt, taş, toprak sokaklar… Rüzgârla oynayan kâkülü, güneşle parlayan cildi… Bu başak gibi çocuk!”

Ataaykut, Büyükşehir’in günlük hayatında yer alan yüzlerce gazete satıcısından biri olarak, şehrin hafızasında unutulmaz bir iz bırakıyordu. Tazı Ali Salahaddin gibi diğer gazeteci ve satıcı çoc

K12, K25, K35, K44

Güzel Bir Tartışma

Bir gün han ile oturup içten bir sohbet ederken, han bana saf şarap teklif etti. Bunun üzerine saygılı bir şekilde şöyle cevap verdim:

“Vallahi, billahi ve tallahi! Hazret-i Ali’nin temiz ruhu hakkı için, bugüne kadar doğduğumdan beri hiçbir haram, keyif verici, macun ya da sarhoş edici şey bana nasip olmamıştır. Büyük atamız, Türklerin önderi Hoca Ahmed Yesevî’den bu yana ailemizde hiç kimse şarap ya da benzeri keyif verici içecekler kullanmamıştır. Lütfen beni mazur görün ve bu konuda affedin.”

Han’ın Israrı

Bu sözlerim üzerine han gülümseyerek şöyle dedi:

“Ey gönül dostum! Benim göz nurum ve ruh kardeşim! Şimdi ben sana bir kadeh saf şarap sunuyorum. Kimden korkuyorsun? Eğer Kayser ülkesinin şahından korkuyorsan, orası buradan beş aylık yoldadır. Eğer kendi hanından korkuyorsan, Tebriz’den Erzurum kırk konak mesafededir. Ben ki İran ve Tura

Scroll to Top