Ahmed Ateş’in Akademik Çalışmaları ve Ateş Balığı
İstanbul Fetih Cemiyeti ve İstanbul Enstitüsü Prof. Dr. Ahmed Ateş, akademik hayatı boyunca yalnızca üniversitede ders vermekle kalmamış, bilimsel kurumların […]
İstanbul Fetih Cemiyeti ve İstanbul Enstitüsü Prof. Dr. Ahmed Ateş, akademik hayatı boyunca yalnızca üniversitede ders vermekle kalmamış, bilimsel kurumların […]
1959 yılı Ağustos ayında, İstanbul Belediye Müzeleri’nin değerli müdürü Edhem Sezin, İstanbul Ansiklopedisi’ne bazı önemli bilgiler vermiştir. Buna göre, 1955 yılında müze olarak kullanılan ahşap bina tamir gerektirmekteydi. Binanın iç ve dış duvarları yağlı boya ile boyanmış ve toplam maliyeti 5.700 lira olmuştur. Bu tamirat sırasında eski sobalar kaldırılmış, yerine kalorifer sistemi eklenmiş ve 852 liraya tamir edilmiştir. Böylece 1955-1956 kışında müze, kaloriferle ısıtılabilir hâle gelmiştir.
Müzenin önemli eserlerinden biri, ressam İbrahim Çallı’ya ait 1927 tarihli “Trikopisli Gaziye Kılıcını Teslimi” adlı büyük tablodur. Bu tablo, o dönemde Emlâk-ı Milliye tarafından korunmaktaydı. 1955 yılında, müze için bedelsiz olarak buraya devredilmiştir. Tablonun müzeye kazandırılması, ziyaretçilerin Atatürk’ün hay
17 Kasım 1938’de gazeteler, Atatürk’ün kaybının yarattığı derin matem ve milletin duygularını yansıtan çok sayıda yazı yayımladı. A. C. Yeni Sabah “Sevgili Atamızı kaybettik” diyerek liderin kaybının yarattığı boşluğu ifade etti. Afacan Yeni Sabah, Atatürk’ün en büyük eserini ve mirasını hatırlattı. Nurullah Ataç Haber gazetesi, “Atatürk yaralan adaın” diyerek halkın duygusal tepkilerini aktardı.
Muhiddin Birgün Son Posta “Ulu Başbuğumuzu kaybettik” ifadesiyle toplumun ortak yasını dile getirdi. Çocuk Duygusu gazetesi, bayrakların ileriye taşınması çağrısı yaptı. Sadri Ertem Kurun “En beliğ mersiye gözyaşlarımızdır” derken, B. Felek Tan halkın kucağında duyulan matemden söz etti. Hakkı Süha Gezgin Kurun, Atatürk’ün dünyaya bakışını ve toplum üzerindeki etkisini yazdı.
H. F. Akşam gazetesi tabutun önünde halkın hüzün dolu duruşunu anlattı. Halk Filozofu –
Sanki ölüm Atatürk’e kıyamıyor, sanki ondan çekiniyordu. Hastalığının ilerleyişi sırasında kalbi ve böbrekleri uzun süre doğal işlevlerini korudu. Bu durum, onun güçlü bünyesini ve direncini gösteriyordu. Doktorlar da bu dayanıklılığın sebebini çoğu zaman bu organların sağlıklı kalmasına bağlıyordu. Hatta bir gün kendisi, “Beni kalbim kurtarıyor,” diyerek bu durumu açıkça ifade etmişti. Bu söz, hem hastalığın ciddiyetini bildiğini hem de metanetini koruduğunu gösteriyordu.
Bir süre sonra karnında toplanan sıvı oldukça arttı ve ağır bir hal aldı. Bu nedenle üçüncü kez ponksiyon yapılması zorunlu oldu. Doktorlar hemen çağrıldı. Kendisi, oldukça sabırlı ve vakur bir şekilde suyun vakit kaybetmeden alınmasını istedi. Zaman zaman müdahalenin gecikmesine kızdığı da oluyordu. Bu durum, hem acısını bastırmaya çalıştığı
23 Eylül 1932’de Gazi Mustafa Kemal Paşa, saat 11.30’da Tokatlıyan Oteli’ni ziyaret etmiş ve öğle yemeğini burada yemiştir. Bu ziyaret, İstanbul’daki sosyal ve resmi temaslarının bir parçasıdır.
26 Eylül’de Cumhurbaşkanı, Dolmabahçe Sarayı’nda toplanan Dil Kurultayı’na şeref vermiş ve toplantıların sonuna kadar müzakereleri takip etmiştir. Bu davranış, Gazi’nin Türk dili ve kültürüne verdiği önemi göstermektedir.
6 Teşrinievvel akşamı, Gazi otomobille Büyükdere yönünde kısa bir gezinti yapmıştır. 7 Teşrinievvel günü ise Yalova’ya gidip dönmüştür. Gazeteler, Gazi’nin yakın bir zamanda Ankara’ya dönmesini beklediklerini yazmışlardır.
6 Haziran 1928 akşamı Gazi Mustafa Kemal, motorla Boğaziçi’nde kısa bir tenezzüh (dinlenme gezisi) yapmıştır. 8 Haziran’da ise Söğütlü yatı ile Boğaz’da bir başka deniz gezisine çıkmış ve bu sırada Balıkesir’den gelen bir heyeti kabul ederek, kendilerini Balıkesir’e davet ettiklerini iletmişlerdir.
9 Haziran akşamı saat 20.00’de, altı otomobilden oluşan bir kafile ile şehir içinde bir gezi yapılmıştır. Dolmabahçe Sarayı’ndan başlayan bu gezi, Kabataş, Tophane, Karaköy, Galata Köprüsü, Eminönü, Sirkeci, Babıali Yokuşu ve Aksaray üzerinden Fatih’e kadar uzanmıştır. Buradan Bayezid yolunu takip ederek Sultanahmet’e geçen Gazi, Babı Hümayun ve Topkapı Sarayı’na uğramıştır. Topkapı Sarayı’nda kısa bir istirahat sonrası parkın önünden Sirkeci yolu ile Beyoğlu’na geçilmiş, Şişli üzerinden Do
Gazi Mustafa Kemal Paşa, vapura biner binmez doğruca kendileri için hazırlanmış olan arka güvertedeki bölüme geçtiler. Bu bölüm, yolculuk boyunca
Küçük Bedros Atamyan, sahneye çıktığında söylediği birkaç kelimeyle tiyatro izleyicilerinin dikkatini bir anda üzerine çekmiştir. O an kuliste bulunan Hassa Mimarı Hagop Bey Balyan, onu tebrik ederek, “YasTüm, himâyemi kabul etmeni rica ederim. Sende istikbalin büyük bir aktörünü görüyorum!” demiştir. 1863 yılında gerçekleşen bu olay, Atamyan’ın sahneye olan ilgisini ve yeteneğini pekiştirmiştir.
Atamyan, mesleki eğitim ve sahne terbiyesi için çeşitli ustalardan ders almayı denemiş, ancak kişisel gayreti ve tutkusu sayesinde başarıya ulaşabileceğini fark etmiştir. Bir süre Ekgiyan’ın yönetiminde staj yapmış ve geçim için küçük tiyatro kumpanyalarında sahneye çıkmıştır. 1869 yılında Güllüye Tiyatrosu’na katılmış, birkaç ay sonra Fasulyeciyan ile turneye çıkarak Nahcivan’a gitmiştir. İki ay sonra İstanbul’dan gelen bir mektupla ailesinin evinin yandığını öğrenince aceleyle vatanına
1249 Ramazan’ında (1838) Tayyar Efendi vefat etti. Ev halkı, bazı yaşlılar ve çalışanlarla birlikte yaklaşık yirmi kişi, Ala Bey’in eline kalmıştı. Atâ Bey ise 1250 Saferinde (1834), Hazine Kethüdası Bekir Efendi’den ruhsat tezkeresini alarak saraydan ayrıldı. Üsküdar’da akrabalarından birinin evinde misafir olarak kalmaya başladı ve ailesini geçindirecek iş aramaya koyuldu.
O dönemde Tophane Müşîri Ali Rıza Efendi, Atâ Bey’e ilgi göstermişti. Ancak Ali Rıza Efendi, Ayasofya Camiinde uğradığı esrarengiz bir cinayet sonucu hayatını kaybetti. Bu vesileyle Atâ Bey, Koca Yusuf Paşa’nın biraderzâdesi Sadreddin Bey’in dostluğunu kazanarak iltizam işlerinde çalıştı. Bu görev nedeniyle Anadolu’nun birçok kasaba ve köyünü gezdi: Amasya, Harput, Malatya, Sivas, Maraş, Tokat, Ankara, Çankırı, Tosya, Osmancık, Çorum, Sinop, Ereğli, Şile, Amasra, Bafra, Samsun, Merzifon, Lâdik, İskilip, Sungurlu, Sandıkl
Aşkî Efendi, Osmanlı’nın son dönem meddahları ve orta oyunu sanatçıları arasında yer alan önemli fakat yeterince tanınmayan bir isimdir. Onun sanat hayatına dair bilgilerimizin büyük bir kısmı, merhum Sermed Muhtar Alus’un İstanbul Ansiklopedisi için kaleme aldığı notlardan gelmektedir. Bu notlar, hem Aşkî Efendi’nin sanat anlayışını hem de dönemin eğlence kültürünü anlamamız açısından çok kıymetlidir.
Sermed Muhtar Alus’un aktardığına göre Aşkî Efendi, özellikle kış gecelerinde İstanbul’un çeşitli kahvehanelerinde meddahlık yapmıştır. Divanyolu’ndaki Arif Kahvesi, Beyazıt’taki Merkez Kahvesi ve Vezneciler’deki Şems Kahvesi, onun sıkça sahne aldığı mekânlardandır. Ancak zamanla Karagöz ve meddahlık sanatının eski parlak günlerini kaybetmesi, Aşkî Efendi’nin de hayatını zorlaştırmıştır