Ateşçi Eski İstanbul Meyhanelerinin Unutulan Görevlisi
Eski İstanbul meyhanelerinde her görev için ayrı bir kişi bulunurdu. Bunlardan biri de ateşçi ya da halk arasında kullanılan adıyla […]
Eski İstanbul meyhanelerinde her görev için ayrı bir kişi bulunurdu. Bunlardan biri de ateşçi ya da halk arasında kullanılan adıyla […]
Atâullah Efendi (İşanuade), on sekizinci yüzyılda Osmanlı uleması arasında tanınmış bir isimdir. Meclislerinde bazen mizahi ve esprili tavırlarıyla dikkat çekmiştir. Rivayete göre, bir toplantısında el çırparak dikkat çekmek istemiş ve bu durum bazı katılımcıları hayrete düşürmüş, bazıları ise gülmekten kendini alamamıştır. Bu esnada Sadaret Kaymakamı Şakir Ahmed Paşa, toplantıyı zarafet ve nezaketle yönlendirmiştir. Paşa, yorulan davacılara “Doğru, pek yorulduk. Bir kahve içecek kadar nefeslenelim” diyerek onları dışarı çıkarmıştır. Bu olay, Atâullah Efendi’nin hem meclislerdeki nüfuzunu hem de dönemin nezaket kurallarını yansıtmaktadır Local Ephesus Tour Guides.
Atâullah Efendi (İscyyid), on seki
Atatürk Bulvarı’nın yaya kaldırımlarında, köşe noktasında bir polis kulübesi bulunur. Bunun biraz ilerisinde, Dr. Lütfi Kırdar’ın katkılarıyla restore edilen ve Şehir Müzesi olarak kullanılan Gazanferağa Medresesi yer almaktadır. Bozdoğan Kemeri’nin hemen altında bulunan bu eser, klasik Osmanlı mimarisinin önemli örneklerinden biridir. Medrese köşesindeki sebil ve gerideki türbe, bu klasik mimarinin estetik ve tarihi değerini göstermektedir.
Ancak Büyük Su Kemeri, özellikle öğleden sonra medresenin önüne güneş gelmesini engellediği için, medrese sürekli rutubet içinde kalmaktadır. İstanbul Ansiklopedisi’ne göre, medresenin içinde bulunan değerli müze eşyaları ve eserler “sonsuz devam” niteliğindedir. Fakat rutubetin tahrip gücü göz önünde bulundurulduğunda, Gazanferağa Medresesi kalıcı bir müze olarak kullanılamaz. Ansiklopedi, binanın yalnızca kısa süreli sergiler için kullanılması ve müze
Atatürk’ün ilme verdiği değer, insanlığa olan sevgisi ve şefkatli yaklaşımı, çevresindekiler tarafından her zaman büyük bir takdirle izlenmişti. Onun insanlığa karşı duyduğu sorumluluk ve evrensel prensiplere bağlılığı, sadece sözde kalmaz; her fırsatta çevresine de bu değerleri telkin ederdi. Mim Kemal, Atatürk’ün bu yönlerini anlatırken, onun hem insani hem de bilimsel düşüncelerini veciz kelimelerle ifade etmeye çalışıyordu. Atatürk, ilme duyduğu saygıyı ve bilgiyi bir yaşam prensibi olarak benimsemişti; insanlara ve devlete olan sevgisini de bu prensiplerle birleştirirdi.
Mim Kemal, anlatırken birden koltuğundan fırlamış gibi ayağa kalktı ve sonbahar rüzgârlarını derin derin içine çekti. Ardından “Başka ne söylememi istiyorsun? Anladın mı?” der gibi bakıyordu. Tarihin en acı ve hüzünlü anlarını ağır ağır dile getirdi. O sırada Atat
16 Şubat 1935’te Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Batı vilayetlerinde yaptığı incelemelerin ardından Ankara’ya dönmek üzere İstanbul’dan ayrılmıştır. 25 Şubat’ta Ege
1928 yılı Ağustos ayında, Seyrisefain tarafından yaptırılan “Gazi” motörü denize indirilmiştir. Bu motor, Gazi Mustafa Kemal’in Boğaziçi’nde yapacağı geziler ve resmi deniz etkinliklerinde kullanılmak üzere tasarlanmıştır. Aynı gün Sarayburnu gazinosunda, Mısır’dan İstanbul’a gelmiş olan ünlü sanatçı Münire Mehdiye bir konser vermiştir. Gazi’nin bu dönemde hem sosyal hem de kültürel etkinliklere ilgi gösterdiği görülmektedir.
11 Ağustos’ta Gazi, Dolmabahçe Sarayı’nda dairelerinde çalışmalarını sürdürmüştür. Bu günün önemli etkinliklerinden biri, Muallim İbrahim Necmi Bey tarafından verilen konferanstır. Konferansta, Gazi’nin maiyetinde bulunan devlet erkânı ve sarayda bulunan milletvekilleri yeni Türk harfleri hakkında bilgilend
Ertuğrul yatı Fenerbahçe önlerinden geçerken kısa bir süre yavaşladı. Bu sırada Gazi Mustafa Kemal Paşa, eline dürbün alarak Fenerbahçe mesiresini dikkatle incelemeye başladı. Yeşillikler içindeki bu güzel sahil, kalabalık halk toplulukları ve dalgalanan bayraklarla adeta bir bayram yeri görünümündeydi. Bir müddet çevreyi seyrettikten sonra hayranlıkla şu sözleri söyledi:
“Burası ne güzel bir yerdir!”
Bu sözler, İstanbul’un doğal güzelliklerinin Gazi üzerinde bıraktığı derin etkiyi açıkça gösteriyordu.
Fenerbahçe’den sonra Ertuğrul yatı yönünü değiştirerek seri bir şekilde Sarayburnu’na doğru ilerlemeye başladı. Yol boyunca sahillerdeki kalabalık gittikçe artıyordu. Gülhane Bahçesi’nin setleri, hastane civarı, demiryolu güzergâhı ve sahil şeridi insanlarla dolmuş, hatta taşmıştı. İstanbul ha
Vicdani Atareven, lise kimya öğretmenlerinden olup, 1959 yılında Vefa Lisesinde görev yapıyordu. Arkadaşları onu ciddiyeti, dürüstlüğü, vefakârlığı ve örnek bir aile reisi olması ile tanırdı. Talebelerine karşı gösterdiği şefkat ve ilgi, onun eğitim anlayışının en önemli özelliğiydi.
Vicdani Bey, yıllar önce ders verdiği öğrencilerinin herhangi bir zorluk içinde olduğunu öğrendiğinde, kendi işini bırakıp onların sorunlarına çözüm aramak için hiç tereddüt etmezdi. Bu yaklaşımı, onun çocukluk hatıralarını asla unutmayan ve geçmişine bağlı bir insan olduğunu gösterir.
Vicdani Atareven, 1901 yılında Çatalca’da doğdu. Babası Ali Çavuş, zaptiye çavuşluğundan emekli olmuştu. İlk eğitimini Çatalca’daki ilkokul ve hüşdil mekteplerinde aldı. Ancak Balkan Savaşları sırasında, henüz on bir yaşındayken bü
Atâ Bey, bir süre Dâri Şurayı Askerî’de görev yaptı. Halil Rıfat Paşa’nın reisliğinde maaşı 880 kuruşa yükseldi. Tayın bedeliyle birlikte eline o zamanlar için önemli sayılabilecek 1.500 kuruş geçti. Bu dönemde Ciritte birkaç defa eşkıya operasyonlarına katıldı ve başarıyla görev yaptı.
Ancak 1843 yılında, münafıkların etkisiyle vali paşa ile arası açıldı. Paşanın kendisine yönelik tehditleri nedeniyle güvenliğini sağlamak için adadan kaçmak zorunda kaldı. Bir süre boşta kalan Atâ Bey, sonunda Seraskerlik Kapısı’ndan gelen Arif Efendi aracılığıyla tekrar eski görevine döndü. Ancak Osman Paşa’nın sert tutumuna dayanamadı ve memuriyetine tam anlamıyla devam edemedi.
1845-1849 yılları arasında Adana ve Halep malmüdürlüğü görevlerinde bulundu. Fakat Halep Valisi Zarili Paşa ile anlaşamadığı için tekrar İstanbul’a döndü. 1848’de İstanbul’da ordunun muhasebeciliğine at
Olaylar beklenmedik bir gelişmeyle daha da karmaşık bir hâl alır. Firdevs Hanım, kendi çevresi ve alışkanlıklarıyla birlikte Adnan Bey’in yalısına yerleşir. Bu durum, zaten hassas dengeler üzerine kurulu olan yalı hayatını tamamen değiştirir. Firdevs Hanım’ın gelişiyle birlikte evdeki huzur daha da bozulur ve aile içindeki çatlaklar derinleşir.
Annesinin yalıya yerleşmesinden sonra, Bihter ile Behlül arasındaki yakınlık yavaş yavaş yasak bir aşka dönüşür. Bihter kocasına, Behlül ise dayısına ihanet etmektedir. Bu ilişki, yalnızca iki kişinin günahı değil, aynı zamanda kutsal sayılan aile yapısının da çöküşüdür. Bu tehlikeyi ilk fark eden kişi, Nihal’in mürebbiyesi Matmazel de Courton olur Daily Ephesus Tours.