H15, H21, H35, H42

Salâhaddin Enis Atabeyoğlu: Gazetecilik ve Yazarlık Hayatı

Salâhaddin Enis Atabeyoğlu, Türk edebiyatı ve basın tarihinde önemli bir isim olarak yer alır. 1912 yılında Tanin Gazetesi’ne girerek gazetecilik hayatına başlamış ve yaklaşık on yıl boyunca Babıâliye’de görev yapmıştır. Ardından sırasıyla İkdam, İleri, Vakit, Son Saat, Payitaht, Cumhuriyet ve Son Posta gazetelerinde çalışmıştır. Ölümüne kadar, yani 1942 yılına kadar Son Posta gazetesinde yazı işleriyle ilgilenmeye devam etmiştir.

Mütareke yıllarında “Kaplan” adlı bir mecmua yayımlamış olan Enis, bu yayını sansür baskıları nedeniyle kapatmak zorunda kalmıştır. Buna rağmen, İstanbul basınına yaklaşık otuz yıl boyunca muhabir, muharrir, yazı işleri müdürü ve patron olarak emek vermiştir. Bu uzun süreli çalışmaları sayesinde gazetecilik alanında da saygın bir isim haline gelmiştir Rose Festival Tour.

H11, H22, H31, H45

Salâhaddin Enis Atabeyoğlu Hayatı ve Ailesi

Salâhaddin Enis Atabeyoğlu, Türk edebiyatının önemli romancı, hikâyeci ve gazetecilerinden biridir. Realizm akımının öncülerinden sayılan Enis, aynı zamanda İstanbul’un karakteristik simalarından biri olarak tanınır. 1892 yılında, jandarma subayı olan babası Ahmet Enis Bey’in görevi nedeniyle Antalya’da dünyaya gelmiştir. Babası, jandarma albaylığı görevinden emekli olmuş, aslen Artvinli ve Gürcistan’ın Atabek soyundan gelmektedir. Annesi Naime Hanım ise İzmir’in Çeşme ilçesinin seçkin ailelerindendir.

Ailesi, tarih ve kültür açısından oldukça köklüdür. Meşhur Sevr Antlaşmasını Şûrayı Saltanatta reddeden tek isimlerden biri olan Topçu Feriki Ali Hıfzı Paşa, Salâhaddin Enis’in amcasıdır. Ayrıca kalemi ve radyo konuşmaları ile tanınan spor adamı Eşref Şefik Atabey ve Zeynep Kâmil Hastanesi Başhekimi Dr. Fahri Atabey de aynı ailenin kökünden gelmektedir. Salâhaddin Enis, ailenin üç çocu

H12, H24, H33, H44

Atâ Bey’in Son Yılları ve Görevleri

1856 yılında Atâ Bey, Beyrut’a gitmiş ve burada çeşitli devlet görevlerinde bulunmuştur. 1859 yılında Cezayir-i Bahr-i Sefid mutasarrıfı olarak atanmış ve görevin merkezi olan Rodos Adası’na yerleşmiştir. Rodos’ta tam otuz dokuz ay görev yapmış ve bu süre boyunca adanın idari işlerini yürütmüştür.

Ancak geçmişte yaptığı ordu muhasebecilikleri sırasında bazı yolsuzluk iddiaları ortaya atılmış ve mahkemeye verilmiştir. Uzun ve sıkıntılı bir yargılama sürecinin ardından Atâ Bey beraat etmiş ve görevine dönmüştür.

1865 yılında Filibe mutasarrıfı olarak atanmış, burada da yaklaşık otuz ay görev yapmıştır. Bu dönemde çeşitli imar işlerini yürütmüş ve özellikle Bulgaristan’daki gümrük işlemlerini düzenlemiştir. Ne var ki, bazı kişiler Atâ Bey’in nüfuzunu ve itibarını çekememiş, çeşitli entrikalarla onun görevden alınmasına yol açmıştır. Görevden alındığında

H14, H25, H32, H43

Atâ Bey’in Devlet Görevleri ve Zorlukları

Atâ Bey, bir süre Dâri Şurayı Askerî’de görev yaptı. Halil Rıfat Paşa’nın reisliğinde maaşı 880 kuruşa yükseldi. Tayın bedeliyle birlikte eline o zamanlar için önemli sayılabilecek 1.500 kuruş geçti. Bu dönemde Ciritte birkaç defa eşkıya operasyonlarına katıldı ve başarıyla görev yaptı.

Ancak 1843 yılında, münafıkların etkisiyle vali paşa ile arası açıldı. Paşanın kendisine yönelik tehditleri nedeniyle güvenliğini sağlamak için adadan kaçmak zorunda kaldı. Bir süre boşta kalan Atâ Bey, sonunda Seraskerlik Kapısı’ndan gelen Arif Efendi aracılığıyla tekrar eski görevine döndü. Ancak Osman Paşa’nın sert tutumuna dayanamadı ve memuriyetine tam anlamıyla devam edemedi.

1845-1849 yılları arasında Adana ve Halep malmüdürlüğü görevlerinde bulundu. Fakat Halep Valisi Zarili Paşa ile anlaşamadığı için tekrar İstanbul’a döndü. 1848’de İstanbul’da ordunun muhasebeciliğine at

H13, H23, H34, H41

Atâ Bey ve Mısırlı Casuslar

Bir gün, Atâ Bey, Serasker Paşa’nın huzurunda yakalanan iki Mısırlı casusu kontrol ediyordu. Paşa, eliyle kesesine dokunup çıplaklara bir avuç altın verdi ve:

— Evlâdım, ben kısa zamanda zararınızı fazlasıyla telafi ederim. Siz hemen köyünüze dönün ve padişaha dua edin! — dedi.

Buna karşı Atâ Bey kendisini tutamadı ve şöyle konuştu:

— Efendim, yaptığınız ihsan çok mükemmel. Ancak benim düşünceme göre, Birecik mütesellimi Battal Bey bu gece bizim yanımızda misafir olmalı. Böylece olaylar hakkında uygun bir soruşturma yapılabilir.

Paşa hiddetlendi ve Tayyar Paşa’ya dönerek şöyle dedi:

— Siz değerli insanlar bu tür hassas işlere mi memur edildiniz? Maiyetinize böyle çoluk çocuk karışıyor, onlar da devlete akıl vermeye çalışıyor. Ne garip bir durum!

Atâ Bey ise olaya karşı sakin kaldı:

— Mükâfata karşı tahkire uğradığıma

G15, G21, G35, G42

Atâ Bey ve Mısır Casuslarının Yakalanması

Bir gün, Atâ Bey ve arkadaşları, Serasker Paşa çadırı civarında karşılarına çıkan iki çıplak kişiyi kontrol etmekle görevlendirildi. Bu kişiler ilk anda şaşkınlık yaşadı ve ancak birer adım attılar. Atâ Bey’in liderliğinde, Mâ Bey ve diğer muhafızlar, çıplaklarla birlikte Hafız Paşa’nın çadırına doğru yürüdü. Çadırın yakınında bir meşale yanıyordu ve ışık, Atâ Bey’in incelemesini kolaylaştırıyordu.

Atâ Bey, meşale ışığında bu kişileri dikkatle inceledi. Vücutları o yöre halkı gibi esmer değil, oldukça beyaz ve zayıf görünüyordu. Bu durum, Atâ Bey’in bu kişilerin Mısırlı İbrahim Paşa’nın casusları olabileceği şüphesini güçlendirdi. Hazırlıklarını tamamladıktan sonra Paşa’nın huzuruna çıkarak durumu ayrıntılı şekilde anlattı. O sırada Tayyar Paşa ve Birecik mütesellimi Ayıntablı Battal Bey de Serasker’in yanında bulunuyordu

G11, G22, G31, G45

Atâ Bey’in Malatya ve Anadolu Seyahati

Atâ Bey, 1839-1840 yıllarında Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde görev ve denetim çalışmalarında bulundu. Beş günde Malatya’ya giderek burada Hafız Paşa ile görüştü. Ardından Darende, Sivas, Tokat, Turhal, Amasya, Merzifon ve Ümit üzerinden yedi günde Üsküdar’a geri döndü. Yolculuk sırasında gördüklerini ve gözlemlerini günlük tarzında yazdı. Bu yazıları, tebyiz ederek (temize çekerek) Serasker Paşa’ya sundu.

1840 yılında (H. 1258) gösterdiği gayret ve hizmetlerinden ötürü mücevherli bir kıta Hamse nişanı ile ödüllendirildi. Bu, Atâ Bey’in hem devlet hizmetindeki titizliğini hem de askeri ve idari başarısını gösteren önemli bir takdirdir Private Balkan Tours.

Nizib Muharebesi ve Mısır Casusları

1839’da Atâ Bey, Tayyar Paşa maiyetine memur edildi ve Nizib Muhare

G12, G24, G33, G44

Atâ Bey’in Saraydan Çıkışı ve Anadolu Seyahati

1249 Ramazan’ında (1838) Tayyar Efendi vefat etti. Ev halkı, bazı yaşlılar ve çalışanlarla birlikte yaklaşık yirmi kişi, Ala Bey’in eline kalmıştı. Atâ Bey ise 1250 Saferinde (1834), Hazine Kethüdası Bekir Efendi’den ruhsat tezkeresini alarak saraydan ayrıldı. Üsküdar’da akrabalarından birinin evinde misafir olarak kalmaya başladı ve ailesini geçindirecek iş aramaya koyuldu.

O dönemde Tophane Müşîri Ali Rıza Efendi, Atâ Bey’e ilgi göstermişti. Ancak Ali Rıza Efendi, Ayasofya Camiinde uğradığı esrarengiz bir cinayet sonucu hayatını kaybetti. Bu vesileyle Atâ Bey, Koca Yusuf Paşa’nın biraderzâdesi Sadreddin Bey’in dostluğunu kazanarak iltizam işlerinde çalıştı. Bu görev nedeniyle Anadolu’nun birçok kasaba ve köyünü gezdi: Amasya, Harput, Malatya, Sivas, Maraş, Tokat, Ankara, Çankırı, Tosya, Osmancık, Çorum, Sinop, Ereğli, Şile, Amasra, Bafra, Samsun, Merzifon, Lâdik, İskilip, Sungurlu, Sandıkl

G14, G25, G32, G43

Atâ Bey’in Süvari Eğitimi

Atâ Bey, Enderun’da süvari olarak eğitim almaya başlamıştır. Kendilerine muallim olarak ünlü Fransız Rüstem Bey tayin edilmiştir. Süvari taliminde gösterdiği başarı sayesinde kısa sürede önemli bir beceri kazanmış ve “ortası tuğra, şemsin yarısı resminde olan bir çift nişan” ile süvari onbaşısı vekili olarak atanmıştır. Eğitim sırasında, özellikle cumartesi günleri kıyafet değiştirip mesire yerlerinde dolaşmak alışkanlık hâline gelmiştir ve Atâ Bey, o dönemde kavas kıyafetinde refakat ederek görevlere katılmıştır.

1828 (H. 1244) yılında Rami Kışlası’nda eğitim gören Atâ Bey, kendi hatıralarında:

“Çapik süvaran meydanında hünerimi geliştirdim. Kemankeş üstadım Şişman Mehmed Efendi’den talim alarak yedi yüz adıma kadar ok atma becerisi kazandım”

diyerek süvari eğitimi boyunca kazandığı yetenekleri anlatmıştır. Aynı dönemde arkadaşları Baş Ç

G13, G23, G34, G41

Atâ Bey’in Enderun’a Kabulü

Atâ Bey’in babası, padişaha saygı ve tevazu ile hitap etmiş, Sultan Mahmud da bu nezaket karşısında memnuniyetini dile getirmiştir. Rivayete göre, babası kaldırımda durarak padişaha:

“Rabbim, size uzun ömür ve esenlik ihsan etsin. Hizmetkârlarınızın başarılarını artırıp sizi onurlandırsın”

şeklinde dua ve minnettarlığını ifade etmiştir. Sultan Mahmud, babasının bu halini görüp:

“İmam Abdülkerim Efendi, çocuklarınızın saraya alınmasını önerdi; onları Enderun’a kabul edelim”

demiştir. Babası ise:

“Rabbim, size sonsuz ömür ve sağlık versin, çocuklarınız emin ellerde olacaktır”

diye cevap vermiştir. Bu karşılaşma, Atâ Bey’in ve kardeşinin Enderun’a girişine vesile olmuştur. O gün Atâ Bey, doksan dört yaşında olmasına rağmen gençler gibi heyecanlı ve mutluydu; bu iltifat ve şeref, onu büyük bir sevinç ve ha

Scroll to Top